İsrail-Filistin

Yazar: Ömer Baysal

11 Eylül 2001 tarihinde Amerika’da ikiz kulelere bir saldırı düzenlendi. Saldırıdan tam 26 gün sonra tarihler 7 Ekim gününü gösterdiğinde Amerika, Afganistan’a askeri bir operasyon başlattı. O zaman bütün halkın ağzında dolaşan bir söz vardı “modern haçlı seferleri başladı” ve hemen akabinde kiliseler hedef olarak görüldü.


Yakın geçmiş olan 15 Mart 2019 tarihinde Yeni Zelanda’nın ‘Christchurch’ şehrinde bir camiye saldırı düzenlendi. 51 masum insan ibadetini yaparken öldürüldü ve hemen sonrasında halkın dilinde “Hristiyan terörü” diye söylemler dolaşmaya başladı.


Yaklaşık 2 haftadır İsrail ile Filistin arasında yine kanlı saldırılar başladı ve bu yeni bir savaş da değil. 1947 yılında İsrail’in kurulmasından beri süren bir savaş ve maalesef hiç de biteceğe benzemiyor. Bu aralar yine, halkın ağzında bir söylenti geziyor “Hristiyan ve Yahudiler, Mescidi Aksaya saldırarak İslam’ı yok etmeye çalışıyorlar”.


Dünya üzerinde İslam’a karşı yapılan saldırıların büyük bir çoğunluğu, Hristiyanlara bağlanıyor; Çünkü dünyanın süper gücü olarak görünen Amerika Birleşik Devletleri başkanları, göreve başlamadan önce İncil’e el basarlar. Bu hareket insanların, Amerikan devlet başkanları ve Amerikan halkının İncil üzerinden yönetildiği gibi bir düşünceye kapılmasına neden oluyor. Maalesef bu da büyük bir yanılgıdır.


Son zamanlarda yaşanan Kudüs olaylarının haklı veya haksız tarafı şu anda konuşulacak bir konu değil. Asıl konuşulacak konu bunu yapanın arkasında ki güç ve ölen masum vatandaşlardır.
Bu olaylar ilk başladığı andan itibaren insanlar biz Hristiyanlara “İsrail haksızdır değil mi?” diye sorarlar. Bu soruyu soran kişi kimin haklı olduğunu kafasında belirlemiştir, sorunun sorulma sebebi onay almaktır. Soran kişiye göre bir Hristiyan’ın bu soruya vereceği cevap aynı zamanda onun vicdanının da ölçüsü olur. Evet derse vicdanlı bir insan olmuş olur hayır derse vicdansız olmuş olur ve haksız olanın tarafını tutar. Çünkü ölen onca masum insan vardır. Maalesef böyle taraf belirten bir soru karşısında, tarafsız kalmak mümkün değildir.


Bir şekilde atılan bombalar ve sıkılan silahların isabet ettiği yer insan canıdır. Bu bombalar veya silahlar sadece duvarlardan oluşan evleri yıkmıyor aynı zamanda birçok insanın hayatını ve yaşama umudunu da yıkıyor. Çünkü her iki tarafta da dünyayı tanımadan ölen bebekler ve onların anne babaları var.


Son zamanlarda, bu olayların dini bir savaş haline getirilip, daha öncede olduğu gibi bunu bir şekilde Hristiyan ve Müslüman savaşı gibi sunmaya çalışan, birçok yazı ve haber okuyoruz. Maalesef bu yazı ve haberler, insanların yüreğine su serpmek yerine daha çok nefret tohumları ekiyor.


Daha önce de söylediğimiz gibi bu olayın içerisinde biri bize “İsrail haksızdır değil mi?” diye sorduğunda tarafımızı seçmemiz istenir. Peki bu olayda Hristiyanlar kimlerin tarafını tutar?


Tabi ki biz Hristiyanlar bu olayda bir taraf tutuyoruz. Bu tuttuğumuz taraf hiçbir zaman kaybetmeyen ve her zaman kazanan bir taraftır. Aslında bu olaylar başlamadan önce bile bizim tarafımız belliydi zaten. Tuttuğumuz tarafı sonuna kadar da savunup uğrunda ölmeye bile hazırız. O kadar büyük bir taraftarız. Diyeceksiniz ki sen İsrail tarafındasın değil mi?..


Bu soruya tek kelime ile cevap verebiliriz HAYIR. Bir Hristiyan bu tür durumlarda tarafını İncil’e göre seçer. Kimin haklı, kimin haksız olduğuna İncil’e bakarak karar verir.


İsa’yı düşünüyorum. Bugün yaşamış olsaydı bu olaylar için ne derdi?


İsa, daha 2000 yıl öncesinde bu olaylar için çok konuştu. Kendisini izleyen insanlara da harika bir örnek bıraktı.
Öncelikle Dağdaki Vaazında “…kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin” dedi.


Askerler çarmıha gerilmeden hemen önce İsa’yı almaya geldiklerinde, havarilerinden biri kılıcını çekip gelen kişilerden birinin kulağını uçurdu. İsa bunu yapan öğrencisini azarlayarak o kişinin kulağını iyileştirdi. Bununla da kalmadı çarmıha gerildiği zaman elleri ve ayakları çivili bir halde acı içinde kıvrandığı zaman onu çarmıha geren insanlar için dua ederek “…baba onları bağışla çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” dedi.


Şimdi bir daha soralım; İsa bugün yaşamış olsaydı ne derdi?
Sorunun cevabı basittir BİRBİRİNİZİ SEVİN! …derdi. 33 yıllık yaşamı boyunca sevgiden başka bir şey öğretmedi. Onu izleyen kişilerin de bu olaylarla karşılaştığı zaman yapabileceği ya da söyleyebileceği tek şey sevmektir. Aynı İsa’nın yaptığı gibi karşılık beklemeden gösterilen Sevgiden bahsediyorum.


Bu yaşanan olayların perde arkasında, Hristiyan adı taşıyan ülkeler veya kişiler olması, Hristiyanların bu savaşı desteklediği anlamına gelmez. İsa’nın da öğrettiği gibi Hristiyan biri kimsenin ölümüne sevinmez. Savaşın ve ölümün olduğu yerde asla taraf olmaz. O yüzden bu olayı daha önceki olaylar gibi Hristiyanlara ya da İncil’e mal etmek büyük bir yanılgı ve haksızlık olur. Çünkü, Hristiyan kimlerden kaç kişi ölmüş ya da kim daha acımasızca davranmış diye düşünmez. Ölen insan canını düşünür. Hristiyan biri bu son yaşanan olaylara baktığı zaman taraf tutmaksızın sever. Ölen insanlar için sevinmez. Irk ve inanç gözetmeksizin sever.


Çünkü bilir ki;
Sevginin tarafında olan insan kaybetmez aksine her zaman kazanır.