Srebrenitsa

Yazar: Serhat Zengin

İnsanlığın en büyük düşmanıdır geçmişini unutmak; geçmişini ya da atalarının geçmişte yaşadıklarını…

Kutsal Kitap’ta Yusuf’un, dünyanın kıtlıktan kırıldığı bir dönemde Mısır halkını bu kıtlıktan, olası büyük felaketten kurtardığını okuyoruz. (Yaratılış 47:13; 47:25)

 

Ama bu olaydan yaklaşık 430 yıl sonra Yusuf’u tanımayan, Yusuf’un Rab aracılığıyla Mısır halkı için neler yaptığını bilmeyen bir firavunun Mısır’ın başına geçtiğini okuyoruz (Mısır’dan Çıkış 1:8). Firavun ve Mısır halkı, İsrail halkını kendileri için tehdit olarak görmeye başladı (Mısır’dan Çıkış 1:9-10). Firavun, İsrail nüfusunun kontrol edilmesi gerektiğini düşünüyordu ve bu nedenle İsrailli çocukların katledilmesi gerektiğine karar verdi ve maalesef bu kararını binlerce erkek İbrani çocuğu Nil nehrinde boğdurarak uyguladı (Mısır’dan Çıkış 1:22).

 

Rab, zulüm çeken İsrail halkının feryadına cevap verdi (Mısır’dan Çıkış 1:7). Bu zulme sebep olan firavuna ve Mısır halkına gönderdiği çeşitli belalar ve doğa üstü belirtilerle bu yanlıştan dönmelerini sağlamak için onlara bir nevi  şans verdi (Mısır’dan Çıkış 8; 9; 10). Ama Mısır halkı ve onların firavunu Musa’nın inandığı gerçek Rabbin, Yusuf’un Tanrısının neler yapabileceğini umursamadılar. Çünkü hafızalarını yitirmişlerdi!

 

Geçmiş bir hafızadır ve hafızamız yaptığımız seçimlerde daha önceden yaşadığımız deneyimlerimizden yola çıkarak, gelecekte ortaya çıkabilecek olası felaketleri hatırlatır. Bu nedenle, bilincini yitirmiş bir kişi felakete sürüklenebilir ancak bilincini yitirmiş olan taraf bir millet ve devlet ise felaket kaçınılmazdır.

 

Yitirilmiş bir hafızanın bedeli, Mısırlıların ilk doğanlarının ölümü ve ordularının Kızıldeniz’de boğulması gibi büyük bir felaket oldu (Mısır’dan Çıkış 11; 14:27-28).

 

11 Temmuz 1995,  Srebrenitsa’ da kadın, çocuk, yaşlı dahil 8300 Boşnak’ın beş gün içinde  acımasızca katledildiği kara bir günün başlangıcıdır. Çok değil, elli yıl önce hafızasını yitirmiş milletler aynı topraklarda ikinci dünya savaşının en kanlı sahnelerine sebep oluyordu. Yahudiler toplama kamplarında amansız bir soykırıma maruz kalırken, hafızasını yitirmiş milletler birbirini dehşet verici bir şekilde katlediyordu. Bu büyük savaştan geriye annesiz babasız kalan çocuklar, evlatsız kalan anne babalar ve tarifsiz acılarla dolu göz yaşları kaldı.

 

İnsanın en büyük umudu, böylesine büyük felaketlerin yaşanmasından sonra yaşananlardan ders çıkarmak ve bunun tekrarlanmasını önlemek oluyor. Ama ne yazık ki hafızasını yitirmiş milletler bu büyük felaketlere tekrar tekrar sebep olabiliyor. Tıpkı Srebrenitsa katliamında olduğu gibi. 

 

Bu durumda bize düşen görev sadece kendi hafızamızı canlı tutmak değil, hafızasını yitirmiş milletlerin de hafızalarını canlı tutmaları için yardımcı olmaktır. Belki de bunu yapmanın bir yolu da katliamların yıldönümlerinde birkaç satır yazmaktır.

Unutmamak umuduyla…