ADVENT – SEVGİ

Yazar: Erkan Fırat

Mesih’in inayeti, merhameti ve selameti bütün doluluğuyla bugün bizimle beraber olsun. Rab bugün her birimizi kutsasın ve bizi korusun. Rab her birimize aydın yüzünü göstersin ve bize lütfetsin. Rab her birimize yüzünü çevirsin ve bize esenliğini versin.

 

Advent’in dördüncü haftasına girmiş bulunmaktayız. Şu ana kadar her hafta bir mum yaktık ve her bir mumun özel bir anlamı olduğunu gördük. İlk mum umut mumudur, O’nun vaadi ve O’nun bize sağladığı umut anlamına geliyor. İkinci mum hazırlık mumudur, O’nun ışığı ve O’na hazırlanmak anlamına geliyor. Üçüncü mum sevinç mumudur, meleklerin sevinçle ilahileri söylemeleri anlamına geliyor. Ve bu pazar  dördüncü mum olan sevgi mumunu yakıyoruz, bu daha çok İsa’nın sevgisini simgeliyor.

 

Çevremizde ve Kutsal Kitap’ta birçok sevgi türü görmekteyiz. Örneğin, çevremizde sıklıkla gördüğümüz “Eğer Sevgisi” gibi. Bu sevgi türü belli beklentileri karşılarsak sevileceğimizi anlatan bir sevgi türüdür; “Eğer iyi olursan baban seni sever” veya “Eğer başarılı ve önemli bir kişi olursan emin ol seni çok sevecek” gibi. Yani bir şarta ve karşılık bekleyen bir sevgi türüdür. Bu sevgi, nedeni ve şekli bakımından bencildir. En saf olması gereken anne sevgisinde bile bu sevgiye rastlarız. İkinci sevgi türü, “Çünkü Sevgisi”dir. Bu sevgi türünde ise kişi, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır; “Seni seviyorum çünkü çok güzelsin, yakışıklısın ve başarılısın” gibi.

 

Bunların dışında, Kutsal Kitap’ta karşılaştığımız bazı sevgi türleri vardır. Mesela, insanlar arasında çok yaygın olan, cinsel cazibeye dayanan “Eros Sevgisi”; aynı zamanda kan bağına dayanan “Storge (akraba) Sevgisi” ve karşılıklı takdire ve iltifata dayanan sıcak bir dostluk sevgisi olan “Filia (arkadaşlık) Sevgisi”ni görebiliriz. Bu sevgi türleri de insani ve tabii ki karşılık bekleyen sevgi türleridir.

 

Son olarak, Kutsal Kitap’ta “Agape Sevgisi”ni görmekteyiz. Agape sevgisi, dostun olmayanı ve hatta düşmanını, genel anlamda en uyuz olduğun, gıcık gittiğin kişiyi bile herhangi bir koşula bağlı olmadan ve karşılığında bir şey beklemeden sevmektir. Yani Agape, aslında sevilemeyen kişileri sevme gücüdür. Bu şekilde sevebilme gücü yüreğimizde kendiliğinden oluşmaz, bu yaşamımızda, bilinçli şekilde yer verdiğimiz Tanrısal bir prensiptir. Yani Agape, güçlü bir irade, bir fetih, bir zafer ve bir başarıdır. Kutsal Kitap bu sevginin daha çok Tanrı’nın sahip olduğu bir sevgi türü olduğunu söylüyor. Çünkü Agape sevgisi, tamamen insani, sevgiden uzak, bir şeyler eksik olmasına rağmen seven, karşılıksız veren, kendini feda eden, amasız, çıkarsız ve tüm Tanrısal erdemleri içerisinde barındıran bir sevgi türüdür. Tanrı ve Agape sevgisi ile kurduğumuz ilişki, daha önce tecrübe ettiğimiz hiçbir ilişkiye benzemez. Çünkü Tanrı’nın bize olan sevgisi eşsizdir ve koşulsuzdur, yani herhangi bir koşulu yerine getirmemize bağlı değildir. İşte bunun için, “Tanrı bizi sever, çünkü Tanrı sever.” diyebiliriz.

Bunun için Kutsal Kitap, “Tanrı’yı biz sevmiş değilken Tanrı biricik Oğlu aracılığıyla yaşayalım diye O’nu dünyaya gönderdi, böylece bizi sevdiğini gösterdi.” der (1.Yuhanna 4:9-10).

 

Tanrı bizi yaptıklarımıza bakarak sevmez. Ben, Tanrı’nın beni sevmesi için ne yapmış olabilirim? Hiçbir şey! Tanrı’nın beni sevmesi yaptıklarıma bağlı olmamakla birlikte beni daha çok sevmesi için yapabileceğim hiçbir şey de yoktur. Aynı zamanda beni daha az sevmesine neden olabilecek hiçbir şey de yapamam. Çünkü Tanrı beni Agape sevgisiyle seviyor. O beni, kendimi sevdiğimden çok sever ve bana değer verir. O sizi benim sizi seveceğimden çok daha fazla sever ve değer verir. Çünkü Tanrı’nın sahip olduğu niteliklerin en başta geleni, aynı zamanda en çekici olanı sevgidir. Zavallı aklımın yettiği yere kadar Tanrı’nın bize olan sevgisini açıklamaya çalışsam bile, Tanrı’nın bize beslediği sevginin ne kadar yüce, büyük ve eşsiz olduğunu yazabilmeye ne kapasitem ne de sözcüklerim yeter. Bakın bu sevgi öylesine büyük bir sevgi ki Pavlus bile kendi sözleriyle bu sevgiyi açıklamaya yeterli olmadığını itiraf ediyor ve bu sebeple Efes kilisesinde ki kardeşlerin bu sevgiyi anlaması ve kavraması için dua ediyor. Pavlus, “Tanrı’nın tüm doluluğuyla dolmanız için, sevgide köklenmiş ve temellenmiş olarak bütün kutsallarla birlikte Mesih’in sevgisinin ne denli geniş ve uzun, yüksek ve derin olduğunu anlamaya ve bilgiyi çok aşan bu sevgiyi kavramaya gücünüz yetsin” diyor (Efesliler 3:14-20).

 

Ve yazılmış olduğu gibi, ‘“Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi.’’ (Yuhanna 3:16).  Buradaki ayete baktığımız zaman amaçlı ve istekli bir şekilde kendini feda eden ve kendinden karşılıksız veren bir Tanrı kavramını görmekteyiz. Tanrı verdiği zaman eksik olanı veya kötü olanı değil, en iyisini veriyor. İsa’nın doğuşu bize Tanrı’nın verdiği en kıymetli armağandır. Biricik Oğul, Tanrı kuzusu olan İsa, Tanrı’nın bize verebileceğinin en iyisiydi çünkü ne yerde ne gökte Oğul ile karşılaştırılabilecek hiçbir şey yoktur. Ayrıca, İsa’yı vermesiyle Tanrı bize kendisini vermiştir ve hiç kimse bundan daha iyi bir armağan veremez. Tanrı’nın İsa Mesih’te kendisini vermesi, Tanrı’nın bize ne kadar çok değer verdiğini ve bizleri ne kadar çok sevdiğini gösteren bir kanıttır.

 

Bizler de vermeyi, veren Tanrı’dan öğreniyoruz. Örneğin, Noel zamanında bizler de ailemize, kardeşlerimize ve yakın arkadaşlarımıza armağanlar veriyoruz ve bir kişiye hediye verdiğimizde daha çok neyi vurguluyoruz biliyor musunuz? Hediye verdiğimizde, hediye verdiğimiz kişinin bizim için ne kadar özel ve ne kadar değerli olduğunu ifade etmiş oluyoruz.  Peki bu yıl Noel bayramı vesilesiyle çocuklarımıza kalıcı bir hediye, kalıcı bir miras olarak ne bırakacağız? Onlara bırakabileceğimiz en kalıcı miras zenginliğimiz ya da başarılarımız olamaz değil mi? Eğer böyle ise onlara eksik bir miras bırakmış oluruz. Çünkü çocuklarımıza bırakabileceğimiz en kalıcı miras “başkalarını sevebilme” yeteneğidir. Rahibe Teresa, “önemli olan ne yaptığınız değil, yaptığınız şeye sevginizden ne kadar kattığınızdır” der.

 

Ölüm döşeğinde yatan çok başarılı ve çok yetenekli bir adam tanıdım; bu adam çevresinde toplanan çocuklarına baktı ama aldığım diplomalarımı, ödüllerimi, madalyalarımı ve kupalarımı getirin onlara son bir kez bakmak istiyorum demedi. Bu adam belki de aklımıza gelmeyecek bir şey yaptı, çocuklarına baktı, onları çok sevdiğini söyledi ve birbirlerini sevmelerini rica etti. Çünkü sevgi, kalıcı mirasın sırrıdır. Sevgiden başka hiçbir şeyin daha önemli olmadığını anlamak için ölüm döşeğinde olmayı bekleme. Şu an yazdıklarımı okumayı bırak, araman gereken kim varsa onu ara ve “seni Agape sevgisiyle seviyorum” de çünkü öldükten sonra bırakacağın tek mirasın bu olacak.

 

Tanrı’nın önünde sevgimizle ve ilişkilerimizin kalitesine göre değerlendirileceğiz. Çünkü İsa’yı sevmenin yolu insanları sevmek ve insanlara zaman ayırmaktır. Tanrı’nın yargı kürsüsünün önünde durduğumda, Tanrı bana, “Pastör Erkan hoş gelmişsin, hadi bana başarı hikayelerini anlat, hadi bana aldığın madalyalarını göster” demeyecek, bunun yerine sevgimizin içtenliğine göre yargı göreceğiz. İşte bunun için kalıcı olan üç şeyden üstün olanı sevgidir. Bakın, sözlerin tek başına bir değeri yoktur, bunun için Yuhanna  “Yavrularım sözle ve dille değil eylemle ve içtenlikle sevelim” diyor (1. Yuhanna 3:18). Sevgi bizim ne düşündüğümüz, ne yaptığımız ya da başkaları için ne sağladığımız değil, kendimizden ne kadar çok verdiğimiz ile alakalıdır.

 

İsa bize zaman ayırmıştır ve ayırmaya devam etmektedir. Bir adam karısına dönüp şöyle der; “Sana her şeyimi verdim; yeni bir ev, yeni bir araba ve giyebileceğin kadar giysiler verdim, sana istediğin her şeyi aldım”. Adam sözlerini bitirdikten sonra, karısı üzgün bir ses tonuyla kocasına; “Evet doğru söylüyorsun, bana her şeyi verdin, kendin dışında her şeyi verdin” der. Bir kimsenin başkasına verebileceği en değerli armağan, kişinin kendisidir.

 

Birbirinize ve Tanrı’ya zaman ayırın.

Pavlus, bize şu soruyu sorar:“Mesih’in sevgisinden bizi ne ayırabilir. Sıkıntı mı, elem mi, zulüm mü, açlık mı, çıplaklık mı, tehlike mi, kılıç mı?”.  Ve yine Pavlus, “Eminim ki dedi ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Mesih İsa’da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya gücü yetmez” der (Romalılar 8:35-39).

Sonuç olarak, bize kendisini, sevgisini ve zamanını veren; alçakgönüllü ve ebedi bir sevgi ile bizi seven Tanrı’ya bu Noel zamanında bizler nasıl bir hediye verebiliriz? Eğer Tanrı bizim için çok özel ve önemliyse, hayatımızda O’na vereceğimiz karşılıklar da Noel ruhuna yakışan önemli karşılıklar ve hediyeler olmalıdır.

 

İsa’nın doğuşunu kutladığımız bugünlerde, “Tanrı benim için ne kadar özel? Peki ona, onun özel olduğunu gösteren ne gibi hediyeler sunmalıyım?” diye düşünelim. Rabbimiz İsa Mesih’in bize verdiği yeni bir buyruk ile sizleri selamlıyorum ve Noel bayramınızı kutluyorum.

 “Size yeni bir buyruk veriyorum: Birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin.” (Yuhanna 13:34)