Çocuk Dediğin

Yazar: Ömer Baysal
Okuma Süresi: 3 Dakika

Çocuk dediğin yaramaz olur, haylaz olur. Gizli gizli bir şeyler yapar, daha sonra ortaya çıkınca ağlar. Çocuk dediğin elinde çikolata ya da ekmekle dışarıda arkadaşlarını bulmaya çalışır ki onlarla oyun oynasın.

Çocuk dediğin annesiyle markete, pazara gider ve hıçkıra hıçkıra ağlayarak annesinden oyuncak ister. Yiyecek bir cips ya da çikolata ister. Çocuk dediğin dışarıda top oynar ya da bebeklerini alıp onlarla evcilik oynar.

 

Çocuk dediğin başka bir çocuk gördüğünde içinde hile olmadan, pazarlık yapmadan hemen arkadaşlık kurup beş dakika sonra da onunla küser. Çocuk dediğin annesi başka bir çocuğu sevdiğinde onu kıskanarak çocuğa kızar ama beş dakika sonrada o çocukla dost olur.

Çocuk dediğin anı yaşar, geleceği düşünmez. Çocuk dediğin acıkır ve yemek için ağlar ama eline bir parça ekmek verince hemen susar.

 

İşte çocuk dediğin böyle olur.

Çocuk dediğin akşam kocama ne yemek yapayım, canı ne ister diye kaygılanıp düşünmez. Çocuk dediğin evi temizleyeyim de kocam eve geldiğinde kızmasın diye düşünmez. Çocuk dediğin bu yaz kocamla tatile nereye gitsem diye düşünmez.

Çocuk dediğin doğum kontrol yollarını bilmez, ne zaman bebek yapabilirim ya da ne zaman yapamam diye düşünmez. Çocuk dediğin kocasıyla yaşlanmayı ve onunla emeklilik hayali kurmayı düşünmez. Çocuk dediğin gelinlik hayali kurmaz. Çocuk dediğin aile hayali kurmaz.

 

Çocuk dediğin çocuğunu düşünmez dostlar. Çocuk dediğin karnında çocuk taşıyamaz. Çocuk dediğin başka bir çocuğun altını değiştiremez ya da başka bir çocuğu doyurmakla uğraşamaz.

Çocuk dediğin çocuktur dostlar, bir çocuktan yetişkin olmasını bekleyemeyiz. Çocuktan gelin olmaz çünkü adı üstünde, o çocuktur.

 

Bütün bunları düşünürken İsa’nın çocuklarla ilgili söylediklerini düşünüyorum:

 Bazıları bebekleri bile İsa’ya getiriyor, onlara dokunmasını istiyorlardı. Bunu gören öğrenciler onları azarladılar.  Ama İsa çocukları yanına çağırarak, “Bırakın, çocuklar bana gelsin, onlara engel olmayın!” dedi. “Çünkü Tanrı’nın Egemenliği böylelerinindir.  Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrı’nın Egemenliği’ni bir çocuk gibi kabul etmeyen, bu egemenliğe asla giremez.” (LUKA 18:15-17)


        İsa çocuklara çocuk gibi davranıyordu, onlara değer veriyordu. Sadece değer vermekle kalmıyor, aynı zamanda bir kişi kurtulmak istiyorsa çocuğun yüreğine sahip olarak kurtulabilir diyordu. Çünkü onlar, yüreğinde hile olmadan güvenip kendilerini teslim ediyorlardı.

İlk kiliseye geldiğimde beni en çok etkileyen şey buydu. Çocuktum ama beni dinliyorlardı, sözlerime değer veriyorlardı. Bugün kilisenin içerisindeysem çocukken gördüğüm değerden dolayıdır.

 

Şimdi geçenlerde öldürülen çocuğumuzu düşünüyorum: Sıla Şentürk.

Sıla bir çocuktu; her çocuk gibi oynamayı seven, ilgiyi üzerine toplamaktan hoşlanan temiz yürekli, saf bir çocuktu. Okula gideceği yerde evlenmek zorunda bırakıldı. Küçük ellerine kalem alıp okuyacağı yerde ellerine temizlik aletleri almak zorunda bırakıldı.

Bayramda anne babasıyla birlikte bayramlık alıp bir gün sonra onu heyecanla giymek yerine, ablalarının giydiği gelinliği giymek zorunda bırakıldı.

O kadar çok zorunlulukları vardı ki ne içinde bulunduğu durumdan çıkabilirdi ne de başka bir yere kaçabilirdi.

 

Onun gibi kim bilir daha kaç çocuk var köşelerde bir yerde çığlığını kimseye duyuramayan, daha kaç çocuk … Başını yastığa koyup kaybolan çocukluğunu, gençliğini ya da geleceğini düşünen daha kaç çocuk var kim bilir…

 

Şimdi bütün ülke feryat ediyor, kızıyor, üzülüyor ama bu durum yarın yine unutulacak, tıpkı diğer çocuk gelinlerin unutulduğu gibi.

Söyleyecek çok söz var ama bazen sözcükler duyguları anlatamıyor. İşte Sıla da bu durumda olanlardan biridir.

Ailenin değil temiz yürekli çocuk, insanlığın başı sağ olsun. Çünkü her geçen gün insanlığımızı kaybediyoruz…