Uzaylılar Gerçek Mi?

Yazar: İlyas Uyar
Okuma Süresi: 6 Dakika

Herkes bilir mi emin değilim, “X-Files” adında bir dizi vardı. Dizi uzaylı varlıkları ve doğaüstü olayları araştıran 2 araştırmacı ile ilgiliydi. Dizinin mottosu “gerçek dışarıda bir yerde” şeklindeydi. Dizi 218 bölüm sürdü; 2018 yılına kadar da “o gerçeği” aradı. Dizinin iki kahramanından birisi her olayın bilimsel bir açıklaması olduğundan emindi, nitekim dizi tüm doğaüstü olay ve varlıklara bu çerçevede yaklaştı. Dizinin gerçeği arayışı, gerçek olgusuna olan yaklaşımı beni her zaman düşündürmüştür. Dizi, gerçeği, yaşadığımız hayatın içerisinden hareketle, doğal olmayan olayların içerisinde arıyordu.

 

Bu konuya yine döneceğim. İnsanoğlu için gökyüzünün sınırsızlığı, evrenin bilinmezliği her zaman merak konusu olmuştur. Bildiğiniz gibi içinde bulunduğumuz evrenin sınırları bilinmiyor. Gezegenleri ve bulundukları yerleri gözlemleyebiliyoruz. Fakat şimdilik gittiğimiz ve hayat aradığımız gezegen sayısı sınırlı. Ay’da hayat olmadığını biliyoruz. Mars’ta su bulunduğuna dair bulgular geçen sene haberlerde yayınlandı; gezegenimizin sayılı zenginlerinden Elon Musk oraya araba bile gönderdi ki yarın Mars’ta arsa alırsa markete bakkala yaya gitmesin. Ay bize en yakın gökcismi olmasına rağmen oraya gitmek bile milyarlarca dolara ve ortalama 9 saatinize mâl oluyor. Buna rağmen Ay’da hayat var mı veya orada uzaylı görülmüş mü diye sorarsanız bunun cevabı maalesef yok, hatta hiç yok.

 

Geçen senelerde, dünyamızdan nispeten küçük ve kırmızı olduğu için gözümüze cazip gelen Mars gezegenine birçok makine gönderdik. Dünya’dan Mars’a gitmek ise 6 ay sürüyor. Gönderilen bu makineler, “Mars’ta insan yaşamına uygun ortam var mı?” sorusuna yanıt arıyor. Tabii bu makineler, gitmişken dünyamıza yakın komşumuz olabilecek yaşam türleri “nefes alsın yeter” türünde canlılar da aramakta. Sonuç: Maalesef orada yaşamsal bulgulara rastlanmadı. Aynı zamanda biz İnsanoğlunun da yaşayabileceği bir ortamın da olmadığı keşfedildi. Bir ara “aha su bulundu, su varsa yaşam da olabilir” tarzında haberler çıktı ancak su birikintisi olarak düşünülen şeyin bilgisayar ekranında bir leke olup olmadığı belirlenemediği için artık o konuda konuşulduğunu da duymuyoruz.

 

Bunun dışında, Hubble teleskobu gece gündüz uzayı ve gezegenleri izlemekte. Bildiğiniz büyük gelişmiş bir dürbünle yıllardır uzayı, gezegenleri, güneşin hareketlerini izliyoruz. Ancak şimdiye kadar gelip de “biz dostuz” diyerek gezegenimizi işgal eden, bizi bu hayattan çekip çıkarıp bize uzayda yeni bir hayat kurmayı vaat eden uzaylı dostlarımız da olmadı. Eğer bu yazıyı okuyorlarsa onlara buradan sesleniyorum, şimdi tam zamanı! Gelip bizi dünyadan alırsanız çok makbule geçer.

 

İnsanoğlu olarak “yalnız olmadığımız” fikrine o kadar kafayı taktık, o kadar kafamızda kurduk ki gezegenlerde bulamadığımız, olmayan uzaylılara dünyamızda film yaptırıp dünyamızı işgal ettirdik. Dünyamız filmlerde her işgal edildiğinde de elimize sopayı alıp dünyamızı işgalden kurtardık. Kimse de “Madem geldiklerinde uzaylılara sopa çekeceğiz, niye ha bire Dünya dışında yaşam arıyoruz?” diye sormadı. Uzaylılar bu filmleri izleseler acaba Dünya’ya ayak basarlar mı? “Filmler bizi yanlış tanıtıyor, aslında biz dostuz” diyen de yok. Kaldı ki kimse kendine, “Uzaylılar, 2000 yıllık yazılı insanlık tarihinde 2 tane büyük, milyon tane (nispeten) küçük savaş yapıp birbirimizi katlettiğimizi görse buraya gelirler mi?” diye de sormuyor.

 

Uzaylıların, atıklar ile kirlettiğimiz, doğasını bozduğumuz, genetiği ile oynadığımız, zehirle ve yok ediş ile doldurduğumuz dünyaya gelip yukarıda saydıklarımı yapan İnsanoğlu ile tanışacağını hiç sanmıyorum. Siz tanışır mıydınız? Bahçesinde bomba patlatan, evinin içerisinden pis kokular yükselen, sürekli kavga dövüş sesleri gelen bir eve gidip komşularınız ile tanışmak ister misiniz? Bırakın tanışmayı, bahçesine girip “annem bir fincan kahve istiyor” der misiniz?

 

Uzaylılar var mı? Acaba bize teknoloji getirecekler, bizi geliştirecekler mi? Nedense herkes uzaylıların bizden daha gelişmiş bir medeniyete sahip olacağını da düşünüyor. Uzaylı filmlerinden etkilenip sürekli onların Mercedes marka UFO’larını evimizin önüne park edip bize Playstation 5 getireceklerini zannediyoruz. Nedense uzaylıların, ateşi yeni bulmuş olabilecekleri, muzun kabuğunu soymadan yiyor olabilecekleri aklımıza gelmiyor.

 

Evrimcilere göre dünya milyar yıldır, insanlık ise milyon yıldır var. Ancak ilginç bir şekilde ne başka bir gezegende yaşam belirtisi ortaya çıktı ne de dünya dışı bir varlık görebildik. Uzaylılar bizim gibi meraklı canlılar ise bizim gibi uzaya çıkmış olma ihtimalleri yüksektir. İnsanlığın uzaya çıkma hikayesi 100 yıllık bir geçmişe bile sahip değil.  1961 yılında Yuri Gagarin adlı bir Rus Kozmonot ilk defa uzaya çıktı. Bunca zamandır uzayda hayat bulamadıysak ve yine bunca zamandır dünya dışı “extra-terastial” varlıklar bizi ziyaret etmediyse veya biz onlara rastlamadıysak, acaba uzaylı diye bir şey olmayabilir mi?

 

Hatta soruyu şu şekilde sorayım: Uzaylılar var olsa ne olacak?

Mesela uzaylılar ile karşılaşsak Dünya daha güzel bir yer olacak mı? Uzaylılar ile karşılaşsak kötülük bitecek mi? Uzaylılar ile karşılaşsak birbirimizi öldürmekten, dünyayı çöplüğe çevirmekten, gelecek nesillere yaşanılmaz bir hayat bırakmaktan vaz mı geçeceğiz?

 

İnsanoğlu kötüdür. Bu gerçek başka birisi ile tanışsak da yeni bir gezegene taşınsak da ya da başka gezegenlerde yaşam kursak da değişmeyecek.

Tam olarak ne arıyoruz? Uzayda hayat olsa bile biz ve günahlı varlığımız mekân değiştirmiş olacak.

 

Size güzel bir örnek vereyim. Hepiniz, Tevrat’ta okuduğumuz Nuh Tufanı anlatısını biliyorsunuzdur. Tufan anlatısında Dünya o kadar kötülük ile dolar ki Tanrı insanın kötülüğüne son vermek için dünyaya bir tufan gönderir ve dünya üzerindeki (Nuh ve ailesi hariç) tüm insanları yargılar. Her şey olup bittikten ve dünya üzerindeki sular çekildikten sonra Nuh ve ailesi gemiden inerler ve gemiden inenler arasında, işlenen çeşitli günahlardan dolayı, sorunlar çıkar. Sonuç olarak, Nuh oğullarını lanetler; günah bilinci ise Tufan’dan kurtulur ancakinsanda yaşamaya devam eder (Yaratılış 6-10 bölümleri arası).

 

Dünyada yeterince sorunumuz yokmuş gibi Uzayda hayat arıyoruz. Yaşadığı yerden üst mahalleye taşınmadan 100 sene boyunca aynı muhitte kalmış bir insanı alıp Mars’a yerleştirsen hayatında ne değişecek diye düşünmüyor değilim. Gittiği her yere ölüm, yozlaşmışlık, yok oluş götüren İnsanoğluna, Merkür’de orbital manzaralı ev versen ne değişecek? Uzaylılar ile tanışsak, onları dünyamızda ağırlasak, iki yıldan sonra uzaylılara mülteci kimlik kartı çıkartıp “gezegeninize dönün” diyerek kovmayacağımızı kim garanti edebilir.

 

Milleti siyah beyaz, çekik gözlü, soluk benizli diye ayıran; farklı takımdan, farklı partiden, farklı milletten olanları düşman ilan eden ve farklılıkları ayıplayan bizler, kaldı ki gezegenden saymadığımız Plüton’dan gelecek elin uzaylısına tahammül edeceğiz. Uzaylılar ile ilgili tüm vizyonu ona taş atıp, kanı kaynadıktan sonra küfür öğretmek olan yurdum insanına, uzaylıyı bırak çocuğunu teslim etmeyecek kişiler tanıyorum.

 

Dünyadaki tüm sorun yalnızca mekan sorunu mudur? Mekan değişirse hayat ve doğamızdaki vahşilik de değişecek mi? Asıl sorunun günah ve kurtuluş sorunu olduğunu, asıl sorunumuzun insanlığımızı kaybetme sorunu olduğunu, asıl sorunumuzun Tanrı ile küslük ve tanrı tanımazlık olduğunu ne zaman çözeceğiz acaba?

 

Günaha karşı koyamayan, kötülüğü alt edemeyen, kötüye ve kötülüğe yenilen bizler, dünya dışında mekan bulsak da sorunumuzun günah olduğunu unutmayalım. İnsan kötüdür. Uzayda hayat arayacağımıza neden dünyadaki hayatı güzelleştirmeye çalışmıyoruz? Neden Tanrı ile barışmıyoruz? Neden iyi olmaya çalışmıyoruz?

 

Dünyada İsa Mesih’i bulamadıysanız, evrenin neresine giderseniz gidin, ölüm, yıkım ve yozlaşmışlık sizi izleyecek. Uzayda hayat var mı bilmiyorum ancak uzayda hayat bulsak da asıl sorunumuzun ve asıl amacımızın dünya dışında olmadığını düşünüyorum.

 

Yazıya başlarken bahsettiğim X-Files dizindeki gibi, gerçeği uzaylı yaşamda arıyorsanız gerçeği bulmanız zordur. Ancak “gerçek” olan, kendisi için, “Sonsuz yaşam, tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa Mesih’i tanımalarıdır…” diyen İsa Mesih’ten geçer. Gerçek olan İncil’in içinde bir yerlerde, onu uzaklarda aramayın…

Esenlikler.