BİR GÜN BİN YIL SORUNU

Yazar: İlyas Uyar
Okuma Süresi: 4 Dakika

Bir Gün Bin Yıl Mı?

Kutsal Kitap, dünyanın yaşı ile ilgili ortaya çıkacak sorulara cevaben yazılmadı. Dolayısıyla Kutsal Kitap’ın dünyanın yaşını ispatlamak gibi bir kaygısı yoktur. Ancak yine de dünyanın yaşının 6.000 civarında olduğunu da Kutsal Kitap’ı yorumlayarak ortaya çıkartıyoruz.

 

Bilimin Kutsal Kitap ile arasında kopup duran fırtınalar da dünyanın yaşının  genç olmasından kaynaklanıyor. Kutsal Kitap’ın böyle bir kaygısı olmamasına rağmen bilim adamları Kutsal Kitap’ı bu konuda eleştirmekte, mercek altına almaktadır.

 

Bilimin eleştirisi Kutsal Kitap’ta ortaya çıkan yaş tespitinin yanlışlığına yöneliktir. Zira komplike hayatın oluşması (ortada bir yaratıcı yoksa) 6.000 yıl gibi kısa bir sürede olamaz, bu yüzden bilim kendine kozmik bir zaman boşluğu aramaktadır. Kutsal Kitap bu konuda herhangi bir şey söylememesine rağmen (çünkü amacı o değil) Kutsal Kitap’ın çeşitli yerlerinden alınan ayetler bilimin öne sürdüğü tezi desteklemek için kullanılabilir.

 

Bu ayetlerden en bilineni Petrus tarafından kaleme alınmıştır.

“Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab’bin gözünde bir gün bin yıl, bin yıl bir gün gibidir.” (2. Petrus 3:8)

Bu ayet, genel olarak Yaratılış bölümünde geçen, “gün” kavramını yorumlamak için kötü niyetle kullanılıyor veya manipüle ediliyor. Bilimin “komplike varoluşa gün bulma” çabası Petrus’un kaleme almış olduğu ayetlerin yanlış yorumlanmasına neden oluyor. Çünkü dünya ve içerisindeki canlılığın 6 günde yaratılmış olduğunu kabul etmek bilimin doğasına terstir. Bilimsel anlayışın temel ilkelerinden biri olan “hiçbir şey yoktan var, vardan yok edilemez” anlayışı Tanrı’nın bir şeyleri yoktan var ettiği gerçeği ile çelişir.

 

Bilime göre, yaratılış anlatısındaki gün kavramı  bizler tarafından yanlış anlaşılmıştır. Sözde, 2.  Petrus mektubunda geçen ayetlere göre 6 gün basit hesap ile 6.000 yıldır deniliyor. Bu hesap bilimin ihtiyaç duyduğu “yaratılışa zaman lazım” anlayışı ile birebir örtüştüğü için 2. Petrus mektubunda geçen ayetler sık sık gün/milenyum kavramını açıklamak için kullanılmaktadır.

 

İlk önce 2. Petrus mektubunda geçen bu ayetleri metnin bağlamı ile değerlendirelim. Ayetin öncesinde ve sonrasında geçen ayetlere bakarak 2.Petrus 3. bölüm boyunca anlatılmak istenen konuyu daha iyi anlayabiliriz. Eğer ayetleri bölümün bütünlüğünde değerlendirirsek, 3. bölümde bahsedilen konunun, “Dünyanın Sonu” ile ilgili olduğunu görebiliriz. Petrus, imanlılara bugünün geleceği konusunda güvence verirken, zaman ne kadar geçmiş olursa olsun Tanrı’nın zaman kavramını bizim gibi algılamadığını da belirtir.

 

Biz insanlar olarak bir söz verirsek o sözü yerine getirmek için sınırlı zaman çizgisinde kaygı ile hareket ederiz. Çocuğumuza ona bir hediye almak konusunda söz verirsek ve bu konuda gecikirsek çocuğumuz doğal olarak hediyenin alınıp alınmayacağını merak eder. Eğer baba verdiği sözü yerine getirmeden ölürse vaat de onunla beraber ölür. Ancak Tanrı bizim gibi zaman çizgisi içerisinde yaşamaz ve vaat ettiği şeyi bin yıl sonra da yerine getirse onun için bu dün yerine getirilmiş gibidir.

 

Petrus imanlılara, “ne kadar sürerse sürsün Tanrı eninde sonunda vaatlerini yerine getirir” mantığını ayetler ile açıklamaktadır. Zira tüm bölümün ana konusunu 8.ayetteki şu cümlede buluruz,

“Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez…” (2. Petrus 3:9)

 

Biz Hristiyanlar Tanrı’nın vaatlerine zaman çizgisi içinden değil sonsuzluk kavramı içinden bakmalıyız. Zaman, nasıl Tanrı için endişe kaynağı değilse, aynı şekilde bizim için de endişe kaynağı olmamalıdır.

Eğer Petrus’un “bin yıl” tanımını yaratılıştaki gün kavramına göre ele alacak olursak bu kavram Yaratılış bölümündeki bir günlük zaman dilimlerine karşılık gelmez. Ancak Yaratılış bölümünde, gün kavramı “güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman” olarak tanımlanmıştır. Bugün bizler de (bilimsel olarak da) gün kavramını böyle tanımlamaktayız.

“Işığa ‘Gündüz’, karanlığa ‘Gece’ adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.”  (Yaratılış 1:5)

Eğer burada bahsedilen “gün” bin yıllık bir süreyi kapsasaydı 1 akşam ve 1 sabahtan bahsedilemezdi.

 

Kaldı ki, 2.Petrus 3. bölümde Petrus “gün” kavramını tanımlamaz. Petrus burada bir tanım yapmadığı gibi, kullanmış olduğu “gibi” kelimesinden de ayetin bir benzetme olduğunu anlarız.

“Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab’bin gözünde bir gün bin yıl, bin yıl bir gün gibidir.” (2. Petrus 3:8)

Dolayısıyla Petrus bize dünyanın yaşı ile ilgili şifreli bir sayı, gizemli matematiksel bir denklem vermeye çalışmıyor. Ayrıca bu ayetler, “Genç Dünya” teorisini ortaya atanlara temel oluşturacak ayetler değillerdir; ne bu amaçla yazılmışlardır ne de dünyanın yaşını belirlemek için kullanılabilirler.