Site icon Hristiyan Forum

Oruç Tuttuğunuz Zaman

Günümüzde tutulan orucun teknik olarak diyet yapmaktan pek bir farkı yokmuş gibi görünebilir. Keto diyeti var, et diyeti var; bazıları sadece et yer, bazıları sadece sebze tüketir. İnternette sayısız diyet türü bulabilirsiniz, ancak hepsinin ortak noktası belirli yiyecekleri sınırlamak, aç kalmak ya da beslenme düzenini değiştirmek üzerine kurulu olmalarıdır. Fakat oruç bir diyet değildir. Buradaki yemek yememenin anlamı yalnızca fiziksel açlık değildir; bu, ruhsal bir eylemdir. İlginçtir ki, birçok kişi orucu sadece yemek yememek olarak algılar ve bu yanılgıya düşer.

Kutsal Kitap, bazı konular hakkında adeta bir el kitabı niteliğindedir. Örneğin dua konusunda İsa Mesih, Matta 6. bölümde nasıl dua etmemiz ve hatta nasıl dua etmememiz gerektiğini anlatır. Dua ederken gösteriş yerine içtenliğin önemli olduğunu vurgular. “Din bezirganları insanların önünde, bağırarak, belli ederek dua etmeyi sever,” derken aslında Tanrı ile olan ilişkinin samimiyet gerektirdiğini ifade eder. Bu, insanlarla olan ilişkilerimizde de böyledir: Birine içten sevgi göstermeden, sadece menfaat için vakit ayırırsanız, o ilişki sağlıklı olabilir mi?

Orucun da Kutsal Kitap’ta bir rehberi vardır. Eski Antlaşma’da Yeşeya 58. bölümde Tanrı’nın oruca bakışı açıklanır:

“Oruç tuttuğumuz gün keyfinize bakıyor, işçilerinizi eziyorsunuz. Orucunuz kavgayla, çekişmeyle, şiddetli yumruklaşmayla bitiyor. Bugünkü gibi oruç tutmakla sesinizi yükseklere duyuramazsınız.” (Yeşeya 58:3-4)

Bu ayetler, orucun yalnızca aç kalmak ve belli kurallara uymak olmadığını gösteriyor. Oruç, insanın içsel dönüşümüne vesile olmalıdır. Ancak günümüzde birçok kişi, oruç tuttuğunda daha tahammülsüz, sinirli ve agresif bir hale geliyor. Oysa Tanrı’nın gerçek oruçtan beklentisi çok daha derindir:

“Benim istediğim oruç, haksız yere zincire, boyunduruğa vurulanları salıvermek, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak, her türlü boyunduruğu kırmak değil mi? Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi?” (Yeşeya 58:6-7)

Bu ayetlerden anlaşıldığı gibi, oruç sadece fiziksel bir pratik değil, yürek tutumuyla ilgilidir. Sadece yemek yememek yetmez; aynı zamanda merhamet göstermek, başkalarını gözetmek ve adaleti savunmak da orucun özündedir. Oruç, insanı Tanrı’ya yaklaştıran, onun sevgisini ve doğruluğunu yansıtan bir ibadettir. Gerçek oruç, insanın iç dünyasını değiştiren, kalbini arındıran bir süreçtir. Eğer oruç, sadece aç kalmakla sınırlı kalırsa, amacından sapar ve ruhsal bir diyet olmaktan öteye geçemez.

Bu yüzden oruç tutarken sadece nefsimizi değil, aynı zamanda ruhumuzu da gözden geçirmeli, kendimize şu soruyu sormalıyız: Oruç tutarken gerçekten Tanrı’nın istediği gibi bir tutum sergiliyor muyuz, yoksa sadece aç kalıyor muyuz?

Exit mobile version